Yerli Müzikte Demir Perdenin Arkasında Neler Oluyor?

Yerli müzik takipçisinin es geçmemesi gereken bir isim olan Doğu Blok, Halil Karakuyu’nun Ankara’da evde kaydettiği bestelerinden oluşan bir proje. Projede zaman zaman kendisine Göksu Çiloğlu gitarla eşlik etmiş. Öncelikle övgüye isminden başlamak lazım çünkü bence çok güzel bir isim Doğu Blok. Eski Demir Perde ülkelerini düşününce Halil’in müziklerini birçok anlamda onlarla bağdaştırmak zor değil, nitekim Doğu Blok şarkıları bana dış etkilere kapalılık ve kendi manifestosunu izleme durumlarını çağrıştırıyor (tesadüf o ki bu satırları Bakü’den yazıyorum). Şarkılar müzikal olarak o kadar çok farklı coğrafi göndermeler içeriyor ki sanki müzikleri inceleyerek dünyayı gezen birinden çıkmış gibi.

Evde yapılan elektronik müzikler çağında akustik enstrüman ağırlıklı olan D.B. müziği tarz olarak çok farklı bir yerde duruyor. Sözler tamamen Türkçe ve anladığım kadarıyla konu olarak kişisel hayatlar ve günlük hayat mücadeleleri içinde düşülen absürd durumlara karşı kişisel hisler ağırlıklı olarak yer alıyor. Alışılageldik pop/rock geleneğinden farklı olarak daha çok modern ozanvari ve hikaye içeren sözler öne çıkıyor, zira vokal tarzının arada bir yaptığı teatral katkılar ile adeta kendi kabaresini inşa ediyor. “Modern ozan” veya “şehir ozanı” geyiğini milyonuncu kez tekrar edenlerden biri olduğum için biraz utanıyorum ama burada dikkat çekmek istediğim durum son yıllarda türetilen “Üçüncü Yeniler” dalgasından olabildiğince uzak. Ekşi sözlük’ün hayatımıza kazandırdığı “hipopotamı sevelim müziği” tarzındaki sözlerin samimiyetsiz entellik çabası da yok. Biraz The Divine Comedy havasında ve daha çok
bira içerken arkadaşına gününün nasıl geçtiğini anlatıyormuş gibi bir havası var. Son yıllarda
gözlemlediğimiz üzere destansı hit nakaratları yeterince öğütmüş olan müzik tarihi artık basitliğe ve insanların gerçek deneyimlerine kucak açmış durumda, ve D. B. da bunun ülkemizdeki en iyi örneklerinden biri. Diskografisine baktığımız zaman sanatçının zaman ilerledikçe oryantal ezgileri müziğine dahil etmeye başladığını görüyoruz, ancak bu durum alışılageldik “doğu-batı sentezi” geyikleri gibi değil. Çocukluğundan beri duyageldiği doğu ezgilerini halihazırda dinlediği batı armonilerinin üzerine serpiştirerek Amerika’yı yeniden keşfettiğini zanneden genç kuşağa dahil değil Doğu Blok. Doğudan ve batıdan gelen ezgilerin aslında aynı yerden çıktığı ve müzikal formların birbirinden habersiz bir şekilde evrensel olduğu gerçeği mesela “Şeytan Hazretlerinin Son Yolculuğu” albümünde gün yüzüne
çıkıyor. Dancehall ritminin bildiğimiz Türk düğün havalarının vazgeçilmez ritmiyle aynı şey olması gibi tasavvuf edasıyla çalınmış bendirin Velvet Underground havalarına ne kadar uyumlu olabileceğini bu albümde gözlemleyebiliriz.

Daha genel müzikal taraflara değinecek olursak sanatçının enstrüman kullanımı, partisyonları ve duyuruşu bence çok etkileyici. Yani inanılmaz virtüözlük veya iddialı deneysel şeyler yok ancak bilinen kalıpların ve türlerin aralarındaki sınırları bükerek ve bunları alışılmıştan farklı rollerde kullanarak kendi imzasını atabilmek bence bir ustalık işi. Ayrıca bir insan derdini blues/rock’n’roll/ saykodelik anadolu/folk vs. gibi tarzları birleştirerek anlatabiliyorsa en azından ne anlattığına bir kulak verilmeli derim. İtiraf etmeliyim ki birkaç sene önce “artık 1-3-5 dereceleriyle akor basmak yasaklansın” veya “düz gitar akorlarıyla yapılabilecek şarkılar bitti” gibi saçma iddialı düşüncelere sahiptim – bkz. fazlaca Sonic Youth dinlemek- ancak bu tarz sınırların müzikte var olmadığını D.B. gibi müzikler sayesinde öğreniyorum, çünkü o akorların üzerini nasıl tamamladığınla alakalı bir durum varmış. Nitekim 2017 yılında 12 bar blues I-IV-V armonili bir şarkı özgün vokal eklenince yarım asırlık emsallerinden çok farklı bir yerde durabiliyormuş, bkz. Doğu Blok – Kahire.

Birkaç EP ve iki albümden oluşan Doğu Blok diskografisini uzun zamandır severek dinliyor olmama rağmen bu kez inceleme amacıyla dinlemek çok farklı noktaları keşfetmemi sağladı. Öncelikle bu kadar geniş tür – “janr” terimini kullanacak genişliğe sahip olamadığım için kusura bakmayın- yelpazesine sahip bir lo-fi müzik dinlediğimi zannetmiyorum. Ek olarak, bu türleri kullanarak kendi imza türünü icat edebilen müziğe de son zamanlarda az rastladım. Zira yerli alternatif sahnesinde estirmekte olan popüler temel akımların hiçbirine dahil değil- bedroom pop, üçüncü yeniler, akustik singer/songwriter, avangard kadıköy ünlüleri…

Farklı duyulması için kasılmamış müzik ilginç bir şekilde kendisini belli ediyor, yanılıyor da olabilirim, ancak bu müziği kişisel fikrime göre çoğunluktan ayıran etmen bu. Yani zaten bir drone gürültüsü üzerine blokflüt çalıp koyayım diyorsanız bunu muhtemelen içinizden geldiği için yapıyorsunuzdur. Son olarak, Doğu Blok’u tanımak amaçlı tek bir şarkıyla özet olarak dinlemek isterseniz Nazlı Kız’ı tavsiye ederim. Daha detaylı bir inceleme okumak isteyenler için iki Doğu Blok albümünden bazı şarkılar seçerek gözlemlerimi yazdım.

Televizyon Ahlakı (2015-Albüm): 12 şarkıdan oluşan albüm genel olarak davul yerine
kullanılmış tef ve zaman zaman başka perküsyon aletlerinin taşıdığı bir Brit rock havasında diyebilirim. Bazı şarkılar öncekinin devamı gibi duyuluyor, bu ihtimali göz önünde bulundurarak şarkıları sırayla kesintisiz dinlemek daha iyi olabilir.

Televizyon Ahlakı: Albümün ilk şarkısı ilginç bir monologla başlıyor ve ardından udu-bongo karışımı bir perküsyon ritmi üzerine giren Joy Division tarzı bir gitar parçayı bir anda dönerek Erkin Koray’a bağlıyor. Bu kısacık enstrümental plot twist çok başarılı bir intro olmuş bence.

Parti: Ağır ve mutelanmış gitar üzerine blues tarzı bir dert anlatma ile başlıyor ve sözler kalabalık arkadaş gruplarına dahil olamamaktan bahsediyor. Şarkının devamı çok güzel ters köşelere sahip ve iki farklı ruh hali arasında gidip geliyor. Sonlarda giren western slide gitarlar çok başarılı. Bu tarz şeyleri daha sık duyabilsek keşke.

Tek Güzel Tarafı: Önceki şarkının devamı gibi duyulan gitar ve tef üzerine bu sefer blok flüt giriyor. İlk duyduğumda gerçekten gülmüştüm ama olağanüstü bir fikir ve gerçekten çok otantik bir hava katıyor. Absürd ilkokul tecrübelerimize dayanarak böyle şeyleri yargılamamak lazım sonuçta.

Aylaklığa Lanet: 90lar sonları ve 2000ler başlarında posterlerini astığımız İngiliz grupların sounduna sahip bir şarkı, ve de ritmleri davulla çalınmış az sayıda D.B. Şarkılarından biri sanırım. Bana çok sevdiğim ve tek albümleri olan shoegaze grubu Chaptehouse’u hatırlatıyor.

İleriki Zamanlara: Ksilofon benzeri bir alet ve piyano içeren kısa ve tatlış bir şarkı. İnsanların emeklerini tatlış gibi sığ kelimelere indirgemek istemezdim ama bu şarkı için gayet yerinde bence.

Çalışan Kızlar II: Çalışan Kızlar I,II ve III adlı şarkıların bulunduğu Çalışan Kızlar isimli eski EPsinde yer alan bir şarkı. Aylaklığa Lanet benzeri grup sounduna sahip, Chapterhouse ve Pixies mirasına sahip çok güzel upbeat bir şarkı. Synthbass ile başlıyor ve sonradan giren elektrogitar tekrar 90lar Manchester’ına götürüyor. Şarkının ortasındaki solo synth gerçekten çok başarılı.

Rugby Dansı: Ağır bir Clinic şarkısını çağrıştıran hammond org üzerine blok flüt giriyor ve şarkı neşeli gibi duyuluyor olmasına rağmen “ağlama hiç bu da geçer” mesajını tekrarlıyor. Şarkı ismini dikkate alınca böyle bir tutarlılığa ihtiyaç duyulmuyor zaten.

Kadir Gecesi: Bir ters köşe de outrodan geliyor. Önceki şarkılarda verilen hafif mutluluk gazı -aslında sözler tam aksi- burada yerini Fikret Kızılok esintili bir hüzne bırakıyor.

Şeytan Hazretlerinin Son Yolculuğu (2017-Albüm): Doğu Blok’un yoğun deneysel maceraları bu 10 şarkılık albümde başlıyor. Albüm 70li yıllarda dünyanın en meşhur gruplarının Hint kültürünü keşfetmesi veya çoğunun Dalai Lama ile tanışması gibi olaylardan sonra müziklerinde yaşanan değişimi hatırlatıyor. Şarkı aralarında kafamın içinde Venus in Furs çalmasını engelleyemiyorum, zira ağır tempo ve tef sanki şarkının hayaletini çağırıyor. Sürpriz mod geçişleri bu albüm de biraz alışkanlık haline gelmiş gibi görünse de ustalıkla yapılınca her seferinde aynı şaşkınlığı hissettiriyor.

Aşk, Allah, Farmakoloji: Farmakoloji kelimesi antidepresanlara mı işaret ediyor diye aklıma geliyor ister istemez. Albümün ilk şarkısı mandolin/sitar havalarında, yine de fazla oryantal çağrışımı olmayan gitarlarla başlıyor ve intro kendini merakla dinlettirirken önce bendir ve ardından bambaşka bir makamdan giren cümbüş çok farklı yerlere götürüyor. Sözleri yer yer anlayamadığım oldu ancak anladığım kadarıyla şarkı ismindeki kavramlara üstü kapalı göndermeler yapıyor olabilir diye tahmin ediyorum.

Zamanı Öldürmek İçin: Favorim olan D.B. şarkısı. Şarkı zurna/tulum cinsi bir enstrüman ile yoğun mistisizm ve gerginlik içinde başlıyor ancak bir anda ağır bendir üzerine giren Jack White tarzında bir elektrogitar riffi ağır basıyor ve o gerilim anında unutuluyor. Dinlemeden okuyunca bu anlatılanlar kulağa biraz absürd gelebilir ama dinleyince tutarlılığı takdir edeceğinizi umuyorum. Zurna/tulum melodisi bu altyapı üzerine tekrar giriyor ve bu sefer o gerilimi üzerinden atıyor.

Bi Daha: Doğu Blok şarkıları içinde ikinci favorim olan şarkıda sıradan olan hiçbir şey yok. Arıza bir gitar riff’i anında yön değiştirip diğer şarkılarına benzer sakin bir yere varıyor. Sözlere yine o meşhur flüt eşlik ediyor ve nakaratlar yükselen gürültü ile coşuyor.

Nazlı Kız: Enstrüman kullanımı ve düzenlemesi bence çok çok üst düzeyde olan bir şarkı. Bu tarz şarkılar gerçekten artık çok nadir çıkıyor. Şeytan Hazretlerinin Son Yolculuğu: Bence başka birinin değerlendirmesini okumadan deneyimlenmesi gereken bir parça. O yüzden bir yorum yapmadan sadece kapanış şarkısına dikkat çekmek istiyorum.

Yazan: Cansu Turgut