2013’te İzmir’de temelleri atılan Longaz radarımıza takılan gruplardan. Canlı performanslarında coverları ve kendi şarkıları ile seyirciyle arasında özel bir bağ grup, Çağdaş Onaran (gitar, vokal, klavye),  Mert Karaca (bas gitar, klavye, sampling) ve Ege Akyıldız (gitar, geri vokal), Anıl Atik (davul, perküsyon)’dan oluşuyor. Dream pop sularında yüzen Longaz son olarak Alaska’yı yayınladı.

Şarkılarınızı ilk dinlediğimizde içimizde gidenlere duyulan ve geleceklere hazır duran bir boşluk göze çarpıyor. Hava elementini iyi kullanıyorsunuz. Aynı zamanda oldukça da indie seyrediyor şarkılar. Bu süreç nasıl işliyor?

Hepimizin farklı müzikal arkaplanlardan gelip, müziğin farklı dokularına açık olmasının, bahsettiğin “hava” ile doğrudan ilgili olduğunu düşünüyoruz. Örneğin Çağdaş Klasik Müzik üzerine, Ege ise Caz üzerine eğitim aldı; Mert daha elektronik tarzlara yakınken, Anıl daha Rock bazlı müziklere yakın. Fakat hepimiz, müziğinin hakkını veren sanatçıları dinleyerek duyumumuzu genişletmeye çalıştık sürekli. Kategorizasyonların, dinleyicilere seçme rahatlığı sağladığını düşünüyoruz ama aynı zamanda da müzisyenleri deneme yanılma içgüdüsünden uzaklaştırmaması gerektiğine inanıyoruz. Henüz bahsettiğimiz çeşitliliği gösterecek bir diskografiye sahip değiliz, bu yüzden bunu geleceğe not olarak bırakabiliriz. EP süreci şimdiye kadar Çağdaş’ın yazdığı, uzun zamandır elimizde tutulan parçaların grupça aranje edilip son haline gelmesi ve ev ortamında kaydedilmesi şeklinde ilerledi. Ardından Alaska ile gruptaki müzikal paylaşım yavaş yavaş artmaya başladı. Mert müziği, Çağdaş ise sözleri üstlendi mesela. Şarkılarımız şimdiye kadar tüm grup üyelerinin büyük payıyla, halihazırda bir iskeletin üzerinde şekillendi fakat yeni parçalarımız ile, temelleri de hep birlikte atılan bir müziğe yoğunlaşıyoruz.

Şarkılarınızı yaparken nelerden esinleniyorsunuz?

 

Şarkıları yaparken etkilendiğimiz olgular genelde yaşantılarımızdan doğuyor. Her ne kadar şu ana kadarki sözler tek elden (Çağdaş) çıkmış olsa da hepimiz şarkının arkasındaki hikayede kendimizden bir şeyler buluyoruz. Bu hikayeler bizzat yaşanmış ya da üçüncü kişi olarak deneyimlenmiş hikayeler olabiliyor. Şarkı sözlerinde, olayı anlatmaktansa soyut bir açıdan ele alıp olayın getirisi olan hisleri işlemeyi daha uygun görüyoruz. Ham şarkının hissiyatı bizde ne uyandırıyorsa, müziğe de aynı şekilde dökülüyor. Müziğe ve arkasındaki hislere hizmet etmeye çalışıyoruz diyebiliriz şarkı yazımında. Tabii bunların arkasında da bilinçli veya bilinçsizce farklı müziklerden etkilenme durumu da var. Genelde müzikal farklılıklarımızı, esinlenmelerimizi şarkı yazımında ortaya döküp içlerinden en bütüne uygun tınlayanları bir araya getiriyoruz.

 

Bir enstrüman yaratma şansınız olsa bu ne olurdu?

 

Modüler synthesizerlardaki gibi farklı parametrelerin bağımsız bir şekilde kendi içinde ilişkilendirmenin mümkün olduğu, analog ses/dijital arayüz şeklinde işleyen bir synthesizer yaratmak isterdik. Modüler olmayan synthesizerlarda bu kadar geniş bir bağımsızlık sağlanamadığından daha kullanıcı dostu, kablolarla boğuşmak zorunda bırakmayan, daha kompakt bir arayüze sahip, fazlasıyla versatil bir modüler synthesizer özetle. Hepsine hükmedebilecek tek bir synthesizer!

Bağımsız sahne hakkında ne düşünüyorsunuz?

 

Bağımsız sahne (ana akıma nazaran) daha duygusal, soyut olguların, maddi çıkarların önüne geçtiği bir kavram. Bu açıdan bağımsız müzisyenler, plak şirketleri ve kolektifler için harika bir fırsat tabii ki. Longaz için konuşmak gerekirse albüm  kapaklarını yapan, grup fotoğraflarını çeken, prodüksiyon boyutunda emek harcayan, sahnelerimizde bize yardımcı olan herkes dostlarımızdı. Maddi çıkarlardan ziyade bize ve müziğimize destek olmayı amaç edindiler ve bu yüzden her birine minnettarız. Ama öteki yandan bağımsız sahne ne kadar ana akıma göre daha cesur işlere ev sahipliği yapsa da, bir yerden sonra müzisyenlerin bir etiketin altına sığındığı “güvenli bölge” haline gelmeye başlıyor. Bu da aynı şeyin varyasyonlarını defalarca duymamıza sebep oluyor. Bize göre biraz tatsız bir durum, fakat herkes halinden memnun görünüyor. Tabii grup kurulduğudan beri, çoğu yeni grup gibi, bağımsız sahnenin rahatlığını gördüğümüz kadar da sillesini yedik ve dersler aldık bu süreçte. “Kimseden medet ummayın” demişti çok sevdiğimiz bir müzisyen. Onun nasihati ile de bazı konularda daha tedbirli, işler kötüye gittiğinde kendine yetmesini bilen bir grup olmaya çalışıyoruz. Bağımsız sahnede hayatta kalmak için de gerekli bir özellik olsa gerek.

Önünüzde ne gibi projeler var? Dinleyicilerinizi neler bekliyor?

 

Kısa vaadede Alaska’nın da dahil olduğu single üçlememize iki adet şarkı katacağız. Kişisel durumlardan dolayı 3 aylık ufak bir duraksama dönemine giriyoruz ve bu süreçte tamamen elimizi ayağımızı çekmemiş olmak için bahsi geçen singleları belirli aralıklarla dinleyicilere sunacağız. Önümüzdeki senenin başlangıcı ile albüm çalışmalarını hızlandırıp, müziğimizi daha da olgunlaştıracağını düşündüğümüz ilk uzunçalarımızı çıkartmayı planlıyoruz. Tabii bu süreçte de etkinliklerde daha aktif sahne almayı ihmal etmeyeceğiz. Önümüzdeki sene Longaz için çok daha yoğun ve istikrarlı bir sene olacak diyebiliriz.

Röportaj: Sava Kayhan